Renan Koen Logo
Renan Koen'in, 8 Ekim 2016 Cumartesi günü Colburn School/Los Angeles'ta gerçekleşecek Ziering-Conlon Initiative for Recovered Voices-Uluslararası İkinci Sempozyumu'nun onur konuğu olarak Holokost'u Anma "Uykudan Önce" Albümünde yer alan Viktor Ullmann ve Gideon Klein'ın Piano eserlerini seslendireceği Konseri ve Sunumuna Katılım linki: https://www.eventbrite.com/e/ziering-conlon-initiative-2nd-international-symposium-at-the-colburn-school-tickets-26850198667

Müzik ile şifa, neredeyse ilk insandan beri, fiziksel rahatsızlıklar, zihinsel rahatsızlıklar ve duygusal rahatsızlıklar için kullanılan çok etkin bir yöntem olmuştur. Çünkü insan vücudunun işleyiş şekli, duyguları, düşünceleri belirli ritimlerden ve melodilerden yani belirli titreşimlerden oluşur.
Bu titreşimlerin, doğal durumunun değişmesi halinde, sağlığımız olumsuz yönde etkilenir. Müzik, müziği oluşturan seslerin kendine özgü ritimleri, melodileri yani seslerin taşıdığı titreşimler, insanın fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığına olumlu etki eder. Bu sebeptendir ki, geçmişten günümüze kadar müzik, birçok kültürde, birçok zaman diliminde çok etkili bir şifa yöntemi olmuştur.
Eski Bergama/Asklepion’da müzik, genel tedavinin çok önemli bir parçası olmuştur. Burada müzik ve sesler, oraya kabul edilmiş olan hastaların kimin söylediğini göremeyecekleri bir şekilde, hastalara duyurularak ciddi bir şifa yöntemi olmuştur.
Osmanlı Dönemi’nde Edirne’de, o zamanın Hekimbaşı’sının, kalp ritimlerini dinlyerek hastanın ihtiyacını belirleyerek dinlettiği Türk Müziği makamları, bugün halen heyecan ve merakla araştırılan önemli bir şifa yöntemi olarak kullanılmıştır. Üstelik bu yöntem, sadece fiziksel rahatsızlıkları değil, akıl hastalıklarını da iyileştirmeye yaramıştır.
Hindistan’da ise veda rahipleri, halen bugün de hastanın çevresinde bir daire düzeninde oturarak, çıkarttıkları mikrotonal seslerle hastanın bozulmuş tüm vücut frekanslarını tekrar olması gereken titreşime getiriyorlar. Şaman geleneğinde, yine çeşitli sesler çıkararak, ritimler vurarak hastanın bozulmuş titreşimlerini olması gereken titreşime getiriyorlar ve bunlar gibi bir sürü örnek var gayet tabii ki eski Kızılderili kabilelerinde, Yoruba ayinlerinde ve daha birçok geleneksel yapılarda kullanımış ve halen kullanılanılmakta olan.
İlk kez Çin’de kullanılan “5 seslik dizi” anlamına gelen Pentatonik müzik yine çok etkili bir tedavi yönemi. Günümüzde, beyin nöronları ile çalışan bilim adamlarının titizlikle incelediği bir alan. Çünkü, beynin, yeni birşey öğrendiği zaman yaptığı genişleme esnasındaki hareketliliğin, Pentatonik ses dizisi ile güçlendiğini keşfettiler. Beyin yeni alanını, eski bildiklerinden de bilgi alarak sağlamlaştırıyor. Yaşamımıza yeni birşey kattığımızda, hissettiğimiz zorlanma durumu, o anda “yapamadığımızı” zannettiğimizin tam aksi olarak, beynin yeni alan açmasındaki yaşadığı süreçten kaynaklanır. O sırada, bilgi ve tecrübe aktarılarımlarından dolayı çok meşguldür. Ve aktarım işini bitirince, aynı bilgisayarlarımızda olduğu gibi, bu işlemi kaydetme sürecine girer. Aktarım ve kaydetme esnasında, bu 5 sesten oluşan Pentatonik ses dizisinin bu işlemleri rahatlattığı ve belirgin şekilde güçlendirdiği gözlenmiştir.
Müziğin, seslerin tılsımlı etkisi şüphesiz ki tek Tanrı’lı dinlere geçişte de çok etkin olmuştur.
Müziğin sadece dinsel amaçlarla kullanılmasına izin veren Ortaçağ döneminde, birçok Papaz kendi ses dizilerini dualara adapte etmişlerdir. Özellikle bu dönemde yoğunlaşmış olan Chant Gregorien’ler, özellikle otistik çocukların tedavisinde kullanılıyor. Yapısı itibariyle, Chant Gregorien’ler, zaman ve mekan algısını hafifletiyor. Çünkü içerisinde belirli bir ritmi yok ve melodik olarak ta müzikteki varış sesine varmıyor çoğu zaman. Böylelikle, Chant Gregorien dinleyen veya söyleyen kişiler, madde dünyasından, dünyevi zevklerden bu dinsel müzik formu ile kolayca sıyrılıp Tanrı ile birlikte olma duygusunu yaşayabiliyorlar. Chant Gregorien dizisinin, ritimsiz ve belirli bir varış yeri olmamasının sonucu olarak kolaylıkla, mantıksal, ardışık düşünme, rasyonel, analitik, objektif olan sol beynin etkisi azalıp, daha rastgele, sezgisel, bütünsel, sübjektif olan sağ beynin etkisi güçleniyor.
İslamdaki Tasavvuf müziği ise, Tassavuf felsefesine uygun olarak, insanın Allah’a karşı duyduğu teslimiyeti ve bütünleşmesini hissetmesi için yapılan bir müziktir. Belirgin enstrümanlar olarak kullanılan ney ritimsiz olarak ve nefes vererek üflenir. Kalbi, sevgiyi almak ve vermek amacıyla üflenen neye, ritim tutan bendir eşlik eder. Ney, Allah’a duyulan aşkla üflenirken, dünyevi ritimlerle başlayan bendir, tekrarları ve güçlenmesiyle aşağıdan yukarı çıkarak yine Allah’a varır. İyileştirici özelliği kuvvetli olan Tasavvuf müziği, teslimiyet duygusuyla birlikte büyük sevgiye açar; duyguları, düşünceleri ve fiziksel bedeni. Hangi tedavi yönteminde olursa olsun, sevgiyi tamamen hissetmenin etkisi günümüzde tartışılmaz bir yer edinmiştir.
Müslümanlık dininde kılınan 5 vakit Namaz’ın her birinin ayrı makamlarda okunmasının, insan bedeninde, duygularında ve düşüncelerinde çeşitli farklı etkileri var. Mesela, sabah ezanının okunduğu Saba Makam’ı, günün o saatiyle uyumlu olarak daha puslu, gündüz ve gecenin arasında bir saatte olduğu gibi iki arada hissedilen bir makamdır. Öğlen ezanı makamı olan Hicaz makamı, Saba Makamına göre daha nettir. Akşam ezanı makamı olan Segah ise, günü bitirmiş ve dinlemeye geçecek olmanın iç huzuru ile daha sakin ve dingindir.
Yahudilik’te müzik, aynı diğer dinlerde de olduğu gibi dini içerik taşıyan ve dini değeri olmayıp ta Tanrı’ya övgü için bestelenmiş tınılarla doludur. Düğün, cenaze, günlük ibadet, özel günler, sünnet, 13 Yaş Töreni gibi değişik dini içeriği olan çeşitli etkinliklerin duları da çeşitlidir. Bu çeşitlilik elbette ki müzikal bir çeşitliliği de getirir beraberinde. Özellikle, Türkiye Yahudilerin dini müziği, dünyanın başka hiçbiryerinde olmayan bir özellik taşır. Sefarad Yahudilerinin, İspanya’dan Osmanl topraklarında göçmesi ile birlikte, bir süre sonra Edirne’ye yerleşen Yahudi halkından, hahamlara “dualarımızı buradaki makamlarla okuyalım” diye bir talep gelmiştir. Hahamlar önce bu talebi reddetseler de, daha sonra bu talep onların da hoşlarına gitmiş ve Edirne Mevlevi’leri ile bir araya gelip, Edirne Mevlevihanesi’nde “maftirim” isimli bir ortak form oluşturmuşlardır. Maftirim’’ler, dini bir değer taşımazlar ancak eski İbranice dilinde olup Allah’a övgü ilahileridir. Osmanlı makam ve usulleriyle icra edilir. Yani Tassavuf müziğini oluşturan unsurlardan oluşurlar. Müzik olarak makamsaldır ve ritimsel olarak ta bendir enstrümanı kullanılır. Allah’a methiyeler düzerek yine Allah’a teslim olmayı ve O’nun aşkını hissetmeyi amaçlar.
Edirne’de, ortak yapılan bu anlamlı çalışmayı takiben, zaman içinde, tüm dualar makamsal müziğe adapte edilerek icra edilmeye başlanmıştır. Yaşadığı topluma bu tip bir entegrasyon, dünya üzerinde bu bakımdan tek örnektir. Bu entegrasyon sadece, duaları makamsal bir hale sokmamış olup ritimle sağlanan usül’’ü de bendir gibi çeşitli enstrümanlar ile entegre etmiştir. Bunun sonucunda, özellikle İzmir bölgesinde olduğu gibi Haham’ların öğretmen olduğu çeşitli makam ve usül öğrenilen okullara sadece Yahudi’ler değil, Müslümanlar da makam ve usül öğrenmek üzere gelmişlerdir. Mesela tam tersi olan bir örnekle, bugün çok büyük sevgiyle andığım büyükbabam Marko Kastoryano, daha bir çocukken hem besteci hem de Haham olan babası ile haftanın belirli bir gününde, Galata Mevlevihanesine gidip Mevlevi’ler ile birlikte, usüller ve makamlar üzerinde çalışırmış. Müziğin, sadece iyileştirici değil, kendine özgü çekiciliği ve lisanı ile çok güçlü bir birleştirici etkisinin de olduğu yadsınamaz.
II.Dünya Savaşı, Holokost zamanında, Terezin’e hapsedilmiş bestecilerin, orada yazmış oldukları eserler elime geçip, onları seslendirerek analiz ettiğimde, eserlerin içinde yakaladığım bazı Klezmer makamlarını daha derinden inceleme ve öğrenme fırsatı buldum. Nice müzisyenlere ilham kaynağı olmuş olan Klezmer tınıları, Aşkenaz’ların halk müziği ve dinsel müziğinde yer alıyor. Kendine özgü bir makamsal yapısı olan Klezmer müziğinin makamlarına “Klezmer Modları” deniliyor. Dünyada birçok araştırması bulunan bu makamlar, Orta Avrupa çıkışlı olması sebebiyle, müzik dizilerinin açıklaması kilise mod yani makamlarından yola çıkılarak yapılıyor. Dayanışma ve birlik inancını orada olduğu sürece kuvvetlendirme çalışmaları ile anılan bir Terezin bestecisi olan Viktor Ullmann’ın, Piano Sonatı’nı bestelerken kullanmış olduğu “Misheberakh” adlı Klezmer makamı çok ilgimi çekti.
Bu makamı Hahamlar ile konuşup daha derinden öğrenme şansım oldu. Misheberakh modu ya da makamı, sadece şifa için kullanılıyor. Kişinin, hastalığını iyileştirdiği gibi bir topluluk için de şifa oluyor. Müziğindeki seslerinin diziliş şeklinden ötürü, son derece içli ve derin duygulara hitap ediyor. Bu etkileyiş biçiminden dolayı, kalbe hitap ederek sevgiyi hatırlattığı için, kişisel hastalıkların şifasında çok etkili.
Aynı, besteci Ulmann’ın, Terezin Toplama Kampı’nda, birlik inancı ile çok çalıştığı dayanışmayı sağlamak için müziğinde kullandığı gibi, toplumun şifası için de sevgiyle sağlanan bir dayanışmanın hatırlanması ve yaşanması için çok önemli bir yer tutuyor. Toplumsal acıların müzikle sarılmasının yanısıra, kişinin bir birey olarak çok kıymetli olduğu kadar, toplumdaki yerinin de görülen, kabul edilen ve sevgiyle saygı duyulan olduğunu hatırlaması için Misheberakh makamının güçlü bir görevi var.
İlk insandan beri, tüm canlılar için çok güçlü olmuş müzik. Kendi lisanı ile lisanlarüstü, taşıdığı güçlü sevgi titreşimleri ile kavgalar, uyuşmazlıklar üstü, insanı yaşadığı zorluklardan bir anda çıkarıp bambaşka bir dünyaya geçmesi için köprü ve umut olmuş şifasının yanısıra. Zaten en büyük şifa da, yaşadığı zoruklardan, zorlanmadan, acıdan çıkıp sevgiyi hatırlaması ve onu yaşaması değil midir?
O zaman kalbi titreten her ses, her müzik şifadır, ve öyle de olsun!...
Bir dolu müzik dolu sevgilerimle…
RENAN KOEN
*ŞALOM DERGİ EYLÜL 2016 Sayısında yayınlanmıştır. Tüm hakkı saklıdır.
Renan Koen'in 'Aidiyet' üzerine Müzikterapi Grup Çalışması 10, 17, 24 Ağustos ve 7 Eylül 2016 tarihlerinde Etiler'de gerçekleşecek.
Katılım için 6 Ağustos tarihine kadar 0532 710 60 70 telefonu arayabilir, e-posta ile pinarkupecioglu@renankoenmuzikterapi.com adresine yazabilirsiniz. Çalışma öncesi Renan Koen, her katılımcı ile özel yazılı bir görüşme yapacaktır. Etiler’de gerçekleşecek.

 

Bükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi Bülteni
Bükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi BülteniBükreş'te Renan Koen Konseri ve 'Türk Pasaportu' Film Gösterimi Bülteni
Sayın Evin İlyasoğlu'nun usta kaleminden Renan Koen’in ”Holokost'u Anma/Uykudan Önce" Albümü, bugün Cumhuriyet Gazetesi’nde "Hüzün ve Müzik" başlığı altında:
Evin İlyasoğlu
evini@boun.edu.tr
6 Nisan 2016 Çarşamba
Hüzün ve müzik
Sanatçılar çoğu zaman yapıtlarını derin acıların, büyük hüzünlerin yankısı olarak yaratmışlardır. Yirminci yüzyılın yüz karası temerküz kamplarında ölüme mahkum edilen insanların arasındaki kimi sanatçı, o ağır koşullara karşın üretmeyi sürdürmüştür. 2009’da Nevit Kodallı’nın kitabını yazarken söz, bir yerde ünlü Çek orkestra şefi Karel Ancerl’e (1908-1973) gelmişti. Ancerl, 1948’de, Prag Radyo Orkestrası’nın şefiyken Kodallı’nın Orkestra Süiti’ni çaldırtır. Radyodan yapılan canlı yayını o sırada Paris’te öğrenci olan Kodallı, kendisi de dinler. Hayat hikâyesi ise çok acıklıdır: 1942’de ailesiyle birlikte Terezin temerküz kampına gönderilmiş, kamptaki müzisyenleri bir araya getirip bir yaylılar orkestrası kurmuş, düzenli konserler verdirip çevrenin moralini yükseltmiş. 1944’te ise Auschwitz’e yollanmış. Bu arada eşi, Terezin kampındayken doğum yapmış ve bebekle beraber gaz odasında öldürülmüş. Karel Ancerl bir şekilde ölümden kurtulmuş. Savaş sonrasında Prag Radyo Orkestrası’nı yönetmeye başlamış ve genç bestecileri desteklemiş.
Terezin’den besteler Nicedir elimde Renan Koen’in özenle hazırladığı bir kitap var, içinde bir DVD ve bir CD: Holokost’u Anma “Uykudan Önce”. Türkçe, Almanca, Fransızca ve İngilizce
yazılmış. Renan, piyanist, şancı, müzik terapisti ve besteci. Terezin’deki Konsantrasyon Kampında sanatçıların, yasak olduğu halde, birçok eser ürettiklerini öğrenince çok etkilenmiş. O bestecileri dinledikçe, orada yaşadıklarını müzik yoluyla belgelemiş olduklarını görmüş. Kampta, yetiştirildikleri disiplinle yeni eserler üreterek yaşama tutunan ve yine orada ölüme gönderilen dört besteciyi ele almış: Viktor Ullmann, Pavel Haas, Zikmund Schul ve Gideon Klein. Her bir notada hüzün, minör tonlarda mor renkler, piyanonun derininden gelen anlatım var. Korolu yapıtlarda marş temposu gibi bir disiplin, pesleşen seslerin tek düzeliğinde yeni renkler aranmış. Bu dört bestecinin yapıtına kendi imge gücünüzle birer öykü yakıştırabilirsiniz. Dördünün de ortak yazgısı, 1944-45’te, Auschwitz, toplama kampında öldürülmüş olması ve bu yapıtları Terezin’de bestelemiş olmaları.
CD’ye dikkat CD’deki müzik Zikmund’un Schul (1916-1944) korolu ve orglu bir yapıtıyla başlıyor. Ardından Gideon Klein’ın (1919- 1945) bir koro parçası ve çeyrek tonları kullandığı piyano sonatıyla devam ediyor. Çeyrek tonlar, o zamanlar Prag Konservatuvarı’nın ünlü hocası Alois Haba’nın öğretisi. Sonatın son bölümü Allegro Vivace (neşeli ve hızlı) tempoda. Neşeyi koyu grinin arasından süzülen ışıklarda duyuyorsunuz. Pavel Haas (1899-1944), erkekler korosu için bestelediği yapıtta pes tonlardaki hüzünü söylüyor. Viktor Ullmann bu bestecilerin en ünlüsü: Schönberg’in öğrencileriyle eğitilmiş, Mahler’in etkisinde kalmış; formun müzikteki önemini diğer sanat disiplinleriyle kıyaslamış. Piyano Sonatı sağlam bir çerçeve içinde birçok öykü anlatıyor. Renan Koen’in bu eserleri toplarken belgelere ulaşma öyküsü ise başlıbaşına bir serüven. CD’nin en sonunda kendi bestesi olan “Yükseliş” seslendirilmiş; Renan’ın pırıl pırıl piyanosuyla ve Ulrich Mertin’in ağlayan viyolasıyla. Viyola, insan sesi gibi ağlayan çalgı, bu acıklı belgeselin sonuna çok yakışmış. Projeyi, Kalan Müzik basmış, 500. Yıl Vakfı, Anadolu Kültür ve Kariyo Ababay Vakfı desteklemiş.
Kaynak : Cumhuriyet Gazetesi/6 Nisan 2016
Dünya Kadınlar Gününe Özel, değerli bestecimiz “Nazife Güran” anısına, Soprano Şebnem Ünal ve Piyanist Silvano Zabeo'nun seslendirdiği ‘Titeşim’ konserinde, Renan Koen’in ’TİTREŞİM’ adlı konserde, Renan Koen’in için bestelediği ”Suya Düşen Tılsımlar" adlı eseri de yer alıyor.
Tarih: 11 Mart 2016 Cuma 19.00
Yer: Mersin Üniversitesi Yenişehir Yerleşkesi Nevit Kodallı Oda Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi Devlet Konservatuvarı Konser Salonu
Her şey anne karnında, annemizin kalbinin atışlarını farkına varmakla, dinlemekle başlar. Bu güven duygusunu temel alarak yaşamsal ritmimizi oluştururuz zamanla. Anne ve çocuğun kalplerinin aynı bedende atmasıyla birlikte, bir bebek olarak ilk defa ”uyum”u deneyimleriz. Bu deneyim sayesinde, iç dünyamızla, dış dünya arasındaki ilişkiyi şekillendiririz. Anne karnında bize aktarılan seslerin yanı sıra, doğup büyüdüğümüzde de çeşit çeşit bir sürü ses kaydolur düşüncelerimize, duygularımıza ve bedenimize. Oluşan kimi ses kayıtları zaman içerisinde işe yararlığını bitirir, kimisi ise halen işlevselliğini sürdürüyordur.
Müziğin en büyük misyonunun birleştirici ve iyileştirici olmak olduğuna inanan piyanist besteci ve müzikterapist Renan Koen moderatörlüğündeki bu atölyede amaç, doğduğumuz günden bugüne oluşmuş kendi ses kayıtlarımızla tanışmak, kendi ses dünyamızdan yansıyan duyguları ve düşünceleri anlamak, bunların bedenimizdeki etkilerini keşfetmektir.
Atölyenin çıkış noktası, Renan Koen’in atölyeden yaklaşık bir hafta önce katılımcılarla yapacağı bire bir ön görüşmeler neticesinde vücut bulacak her katılımcıya özel müzik parçalarıdır.
Atölye boyunca, artık size hizmet etmeyen, işinize yaramayan ses kayıtlarını fark edeceksiniz; onları dönüştürme ve sizi daha güçlü kılan ses kayıtlarını keşfederek bunların alanını genişletme olanağına sahip olacaksınız. Araçlarınız kimi zaman farklı müzikal enstrümanlar olabileceği gibi, kimi zaman da basitçe gündelik hayatınızda sesleriyle sizin için yeri olan nesneler olabilecek.
Ses kayıtlarınızın yardımı ve yeteneklerinizin keşfiyle düşüncelerinizin duygularınızla, duygularınızın bedeninizle daha fazla uyumlandığı yeni dev senfoninizi birlikte yaratmak üzere, atölyemize buyrun.
Önemli not: - Atölye liderimiz ile birlikte size özel müzik parçanızı oluşturmaya vakit ayırabilmek için kaydınızı 8 Nisan Cuma’ya kadar tamamlamanızı rica ederiz. - Kayıt sırasında telefon numaranızı da bırakmanız size ulaşmamızı kolaylaştıracaktır. - Atölye liderimiz kayıt yaptıran katılımcımızla ön görüşme tarihi-saati saptamak üzere iletişim kuracaktır.
ATOLYELER HAKKINDA
Atölyeler akademik kadronun önde gelen isimleri tarafından tasarlanır ve sunulur. Katılımcılara atölye lideri ile derinlemesine çalışma fırsatı sunan atölyeler, bilgi aktarımının yanı sıra konu hakkında düşünmeyi tetikleyen bireysel ve grup egzersizlerini ve grup söyleşilerini içerir.
ATOLYE LIDERI
Renan Koen pianist, besteci, soprano, müzikterapist 1983 yılında kompozitör Ali Darmar ve Devlet Sanatçısı Ayşegül Sarıca ile piyano çalışmalarına başladı. 1985-1986 yıllarında piyano çalışmalarına Paris’te Germaine Mounier ile devam etti. 1990-1991 yıllarında Londra’da pedagog Maria Curcio ve asistanı Mark Swartzentruber ile çalıştı. Dr. Pieter Snapper ile kompozisyon teknikleri, Reuben de Lautour ile kompozisyon teorileri çalıştı. Müziğin en büyük misyonunun birleştirici ve iyileştirici olmak olduğuna inanan sanatçı, Atina’da, Avrupa Müzik Terapi Federasyonu’na bağlı “Art et Qualite de Vie – L’art en Prevention Therapie et Pedagogie” programını tamamladı. Koen’in ‘köprüler / bridges’, ‘kayıp izler gizli anılar’ ve Holokost’u Anma “Uykudan Önce” adlı 3 Albümü bulunmaktadır.
TARIH SECENEKLERI
19 Nisan, Salı, 19.30 - 22.30 (Joint Idea Kanyon)
PROGRAM
Karşılama ve ikram Derse giriş Ara Ders sonu
MEKAN
Joint Idea Kanyon Kanyon AVM Büyükdere Cad. 185 34394 Levent

Kayıt için

The School of Life Tel: 0 (212) 311 73 68 0 (532) 464 38 99
27 Ocak 1945 - 27 Ocak 2016
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram