Renan Koen Logo

Dinler ve Kültürlerarası Güçlü bir Şifacı Müzik

Müzik ile şifa, neredeyse ilk insandan beri, fiziksel rahatsızlıklar, zihinsel rahatsızlıklar ve duygusal rahatsızlıklar için kullanılan çok etkin bir yöntem olmuştur. Çünkü insan vücudunun işleyiş şekli, duyguları, düşünceleri belirli ritimlerden ve melodilerden yani belirli titreşimlerden oluşur.
Bu titreşimlerin, doğal durumunun değişmesi halinde, sağlığımız olumsuz yönde etkilenir. Müzik, müziği oluşturan seslerin kendine özgü ritimleri, melodileri yani seslerin taşıdığı titreşimler, insanın fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığına olumlu etki eder. Bu sebeptendir ki, geçmişten günümüze kadar müzik, birçok kültürde, birçok zaman diliminde çok etkili bir şifa yöntemi olmuştur.
Eski Bergama/Asklepion’da müzik, genel tedavinin çok önemli bir parçası olmuştur. Burada müzik ve sesler, oraya kabul edilmiş olan hastaların kimin söylediğini göremeyecekleri bir şekilde, hastalara duyurularak ciddi bir şifa yöntemi olmuştur.
Osmanlı Dönemi’nde Edirne’de, o zamanın Hekimbaşı’sının, kalp ritimlerini dinlyerek hastanın ihtiyacını belirleyerek dinlettiği Türk Müziği makamları, bugün halen heyecan ve merakla araştırılan önemli bir şifa yöntemi olarak kullanılmıştır. Üstelik bu yöntem, sadece fiziksel rahatsızlıkları değil, akıl hastalıklarını da iyileştirmeye yaramıştır.
Hindistan’da ise veda rahipleri, halen bugün de hastanın çevresinde bir daire düzeninde oturarak, çıkarttıkları mikrotonal seslerle hastanın bozulmuş tüm vücut frekanslarını tekrar olması gereken titreşime getiriyorlar. Şaman geleneğinde, yine çeşitli sesler çıkararak, ritimler vurarak hastanın bozulmuş titreşimlerini olması gereken titreşime getiriyorlar ve bunlar gibi bir sürü örnek var gayet tabii ki eski Kızılderili kabilelerinde, Yoruba ayinlerinde ve daha birçok geleneksel yapılarda kullanımış ve halen kullanılanılmakta olan.
İlk kez Çin’de kullanılan “5 seslik dizi” anlamına gelen Pentatonik müzik yine çok etkili bir tedavi yönemi. Günümüzde, beyin nöronları ile çalışan bilim adamlarının titizlikle incelediği bir alan. Çünkü, beynin, yeni birşey öğrendiği zaman yaptığı genişleme esnasındaki hareketliliğin, Pentatonik ses dizisi ile güçlendiğini keşfettiler. Beyin yeni alanını, eski bildiklerinden de bilgi alarak sağlamlaştırıyor. Yaşamımıza yeni birşey kattığımızda, hissettiğimiz zorlanma durumu, o anda “yapamadığımızı” zannettiğimizin tam aksi olarak, beynin yeni alan açmasındaki yaşadığı süreçten kaynaklanır. O sırada, bilgi ve tecrübe aktarılarımlarından dolayı çok meşguldür. Ve aktarım işini bitirince, aynı bilgisayarlarımızda olduğu gibi, bu işlemi kaydetme sürecine girer. Aktarım ve kaydetme esnasında, bu 5 sesten oluşan Pentatonik ses dizisinin bu işlemleri rahatlattığı ve belirgin şekilde güçlendirdiği gözlenmiştir.
Müziğin, seslerin tılsımlı etkisi şüphesiz ki tek Tanrı’lı dinlere geçişte de çok etkin olmuştur.
Müziğin sadece dinsel amaçlarla kullanılmasına izin veren Ortaçağ döneminde, birçok Papaz kendi ses dizilerini dualara adapte etmişlerdir. Özellikle bu dönemde yoğunlaşmış olan Chant Gregorien’ler, özellikle otistik çocukların tedavisinde kullanılıyor. Yapısı itibariyle, Chant Gregorien’ler, zaman ve mekan algısını hafifletiyor. Çünkü içerisinde belirli bir ritmi yok ve melodik olarak ta müzikteki varış sesine varmıyor çoğu zaman. Böylelikle, Chant Gregorien dinleyen veya söyleyen kişiler, madde dünyasından, dünyevi zevklerden bu dinsel müzik formu ile kolayca sıyrılıp Tanrı ile birlikte olma duygusunu yaşayabiliyorlar. Chant Gregorien dizisinin, ritimsiz ve belirli bir varış yeri olmamasının sonucu olarak kolaylıkla, mantıksal, ardışık düşünme, rasyonel, analitik, objektif olan sol beynin etkisi azalıp, daha rastgele, sezgisel, bütünsel, sübjektif olan sağ beynin etkisi güçleniyor.
İslamdaki Tasavvuf müziği ise, Tassavuf felsefesine uygun olarak, insanın Allah’a karşı duyduğu teslimiyeti ve bütünleşmesini hissetmesi için yapılan bir müziktir. Belirgin enstrümanlar olarak kullanılan ney ritimsiz olarak ve nefes vererek üflenir. Kalbi, sevgiyi almak ve vermek amacıyla üflenen neye, ritim tutan bendir eşlik eder. Ney, Allah’a duyulan aşkla üflenirken, dünyevi ritimlerle başlayan bendir, tekrarları ve güçlenmesiyle aşağıdan yukarı çıkarak yine Allah’a varır. İyileştirici özelliği kuvvetli olan Tasavvuf müziği, teslimiyet duygusuyla birlikte büyük sevgiye açar; duyguları, düşünceleri ve fiziksel bedeni. Hangi tedavi yönteminde olursa olsun, sevgiyi tamamen hissetmenin etkisi günümüzde tartışılmaz bir yer edinmiştir.
Müslümanlık dininde kılınan 5 vakit Namaz’ın her birinin ayrı makamlarda okunmasının, insan bedeninde, duygularında ve düşüncelerinde çeşitli farklı etkileri var. Mesela, sabah ezanının okunduğu Saba Makam’ı, günün o saatiyle uyumlu olarak daha puslu, gündüz ve gecenin arasında bir saatte olduğu gibi iki arada hissedilen bir makamdır. Öğlen ezanı makamı olan Hicaz makamı, Saba Makamına göre daha nettir. Akşam ezanı makamı olan Segah ise, günü bitirmiş ve dinlemeye geçecek olmanın iç huzuru ile daha sakin ve dingindir.
Yahudilik’te müzik, aynı diğer dinlerde de olduğu gibi dini içerik taşıyan ve dini değeri olmayıp ta Tanrı’ya övgü için bestelenmiş tınılarla doludur. Düğün, cenaze, günlük ibadet, özel günler, sünnet, 13 Yaş Töreni gibi değişik dini içeriği olan çeşitli etkinliklerin duları da çeşitlidir. Bu çeşitlilik elbette ki müzikal bir çeşitliliği de getirir beraberinde. Özellikle, Türkiye Yahudilerin dini müziği, dünyanın başka hiçbiryerinde olmayan bir özellik taşır. Sefarad Yahudilerinin, İspanya’dan Osmanl topraklarında göçmesi ile birlikte, bir süre sonra Edirne’ye yerleşen Yahudi halkından, hahamlara “dualarımızı buradaki makamlarla okuyalım” diye bir talep gelmiştir. Hahamlar önce bu talebi reddetseler de, daha sonra bu talep onların da hoşlarına gitmiş ve Edirne Mevlevi’leri ile bir araya gelip, Edirne Mevlevihanesi’nde “maftirim” isimli bir ortak form oluşturmuşlardır. Maftirim’’ler, dini bir değer taşımazlar ancak eski İbranice dilinde olup Allah’a övgü ilahileridir. Osmanlı makam ve usulleriyle icra edilir. Yani Tassavuf müziğini oluşturan unsurlardan oluşurlar. Müzik olarak makamsaldır ve ritimsel olarak ta bendir enstrümanı kullanılır. Allah’a methiyeler düzerek yine Allah’a teslim olmayı ve O’nun aşkını hissetmeyi amaçlar.
Edirne’de, ortak yapılan bu anlamlı çalışmayı takiben, zaman içinde, tüm dualar makamsal müziğe adapte edilerek icra edilmeye başlanmıştır. Yaşadığı topluma bu tip bir entegrasyon, dünya üzerinde bu bakımdan tek örnektir. Bu entegrasyon sadece, duaları makamsal bir hale sokmamış olup ritimle sağlanan usül’’ü de bendir gibi çeşitli enstrümanlar ile entegre etmiştir. Bunun sonucunda, özellikle İzmir bölgesinde olduğu gibi Haham’ların öğretmen olduğu çeşitli makam ve usül öğrenilen okullara sadece Yahudi’ler değil, Müslümanlar da makam ve usül öğrenmek üzere gelmişlerdir. Mesela tam tersi olan bir örnekle, bugün çok büyük sevgiyle andığım büyükbabam Marko Kastoryano, daha bir çocukken hem besteci hem de Haham olan babası ile haftanın belirli bir gününde, Galata Mevlevihanesine gidip Mevlevi’ler ile birlikte, usüller ve makamlar üzerinde çalışırmış. Müziğin, sadece iyileştirici değil, kendine özgü çekiciliği ve lisanı ile çok güçlü bir birleştirici etkisinin de olduğu yadsınamaz.
II.Dünya Savaşı, Holokost zamanında, Terezin’e hapsedilmiş bestecilerin, orada yazmış oldukları eserler elime geçip, onları seslendirerek analiz ettiğimde, eserlerin içinde yakaladığım bazı Klezmer makamlarını daha derinden inceleme ve öğrenme fırsatı buldum. Nice müzisyenlere ilham kaynağı olmuş olan Klezmer tınıları, Aşkenaz’ların halk müziği ve dinsel müziğinde yer alıyor. Kendine özgü bir makamsal yapısı olan Klezmer müziğinin makamlarına “Klezmer Modları” deniliyor. Dünyada birçok araştırması bulunan bu makamlar, Orta Avrupa çıkışlı olması sebebiyle, müzik dizilerinin açıklaması kilise mod yani makamlarından yola çıkılarak yapılıyor. Dayanışma ve birlik inancını orada olduğu sürece kuvvetlendirme çalışmaları ile anılan bir Terezin bestecisi olan Viktor Ullmann’ın, Piano Sonatı’nı bestelerken kullanmış olduğu “Misheberakh” adlı Klezmer makamı çok ilgimi çekti.
Bu makamı Hahamlar ile konuşup daha derinden öğrenme şansım oldu. Misheberakh modu ya da makamı, sadece şifa için kullanılıyor. Kişinin, hastalığını iyileştirdiği gibi bir topluluk için de şifa oluyor. Müziğindeki seslerinin diziliş şeklinden ötürü, son derece içli ve derin duygulara hitap ediyor. Bu etkileyiş biçiminden dolayı, kalbe hitap ederek sevgiyi hatırlattığı için, kişisel hastalıkların şifasında çok etkili.
Aynı, besteci Ulmann’ın, Terezin Toplama Kampı’nda, birlik inancı ile çok çalıştığı dayanışmayı sağlamak için müziğinde kullandığı gibi, toplumun şifası için de sevgiyle sağlanan bir dayanışmanın hatırlanması ve yaşanması için çok önemli bir yer tutuyor. Toplumsal acıların müzikle sarılmasının yanısıra, kişinin bir birey olarak çok kıymetli olduğu kadar, toplumdaki yerinin de görülen, kabul edilen ve sevgiyle saygı duyulan olduğunu hatırlaması için Misheberakh makamının güçlü bir görevi var.
İlk insandan beri, tüm canlılar için çok güçlü olmuş müzik. Kendi lisanı ile lisanlarüstü, taşıdığı güçlü sevgi titreşimleri ile kavgalar, uyuşmazlıklar üstü, insanı yaşadığı zorluklardan bir anda çıkarıp bambaşka bir dünyaya geçmesi için köprü ve umut olmuş şifasının yanısıra. Zaten en büyük şifa da, yaşadığı zoruklardan, zorlanmadan, acıdan çıkıp sevgiyi hatırlaması ve onu yaşaması değil midir?
O zaman kalbi titreten her ses, her müzik şifadır, ve öyle de olsun!...
Bir dolu müzik dolu sevgilerimle…
RENAN KOEN
*ŞALOM DERGİ EYLÜL 2016 Sayısında yayınlanmıştır. Tüm hakkı saklıdır.

Etkinlikler

There are no upcoming events.

Albümler

linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram