Renan Koen Logo

TOPLAMA KAMPINDAN YÜKSELEN MÜZİK

Piyanist, besteci ve müzikoterapist Renan Koen, II. Dünya Savaşı’nda bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Terezin kentindeki toplama kampında yaşamış dört Yahudi bestecinin hikayesini ve eserlerini, ‘Uykudan Önce’ adlı projesiyle 13 Nisan akşamı Zorlu PSM’ye taşıyor. Aralarında Şişli Belediyesi, Anadolu Kültür ve 500. Yıl Vakfı’nın da bulunduğu destekçilere sahip, Richard Wagner’in torununun oğlu Dr. Gottfried Wagner’in de konuşmacı olarak katılacağı etkinliği Koen ile konuştuk.
Selay Sarı: ‘Uykudan Önce’nin odağındaki besteciler kimler
Renan Koen: Pavel Haas, Gideon Klein, Zikmund Schul ve Viktor Ullmann. Schul Theresien’den çıkamadı, Haas ve Ullmann Auschwitz’te gaz odalarında öldürüldüler, en gençleri Klein ise Fürstengrube’de hayatını kaybetti.
Selay Sarı:Hans Krasa da Theresienstadt’daydı ve eserler besteliyordu.
Renan Koen: Evet, hatta ‘Brundibar’ adında Nazi karşıtı bir opera yazmıştı kampta. ‘Brundibar’ programımızda yok ancak Gottfried Wagner’in hazırladığı ve konserde gösterilecek bir video, bu eserle başlayıp bitiyor. Yani konserde Krasa’yı da dinleyebileceğiz.

SANATÇILARIN KAMPI

Selay Sarı:O şartlarda nasıl beste yapılıyordu?
Renan Koen: Yanlarında enstrümanlarını getirebilenler getirmişlerdi, ama uzun süre bir piyanoları yoktu mesela. Bir gün Gideon Klein ve arkadaşları bulundukları kampı çevreleyen gettoda bir ayağı kırık bir piyano bulmuşlar, sonra gece Kaçak bir şekilde 3-4 genç piyanoyu sırtlanıp kampta bulundukları yere getirmişler. Bu arada kampa giren herkesin 100 günlük çok ağır bir çalışmaya tabi tutulduğunu da belirtelim. Durmaksızın çalışıyorlardı ve arta kalan zamanlarında bir şeyler üretiyorlardı. Sadece besteciler değil, yazarlar da. Zira Terezin daha çok sanatçıların tutulduğu bir kamptı. Yahudi sanatını ve kültürünü kontrol altında tutmak ve bir noktada yok etmek için.
Selay Sarı: Bu eserler daha sonra nasıl bulundu?
Renan Koen: Auschwitz’in tersine, Ruslar Terezin’e girdiklerinde pek zarar vermemişler. O bakımdan bazı notalar etraftaki teneke kutularda bulundu, bazıları kendileri Auschwitz’e gönderilmeden önce besteciler tarafından geride kalan arkadaşlarına verilmişti. Bugün hâlâ özel koleksiyonlardan şu ana kadar varlığı bilinmeyen eserler çıkabiliyor. Ben de onların hepsine ulaşmaya çalışıyorum.
Selay Sarı: Eserlerin ‘ruh halini’ nasıl tanımlarsınız?
Renan Koen: Pavel Haas’ın eseri ‘Al S’Fod’ sorduğunuz ‘ruh haline’ iyi bir örnek. “Ağıt yakma, ağlama”, diyor eser, sana nasıl zulmedilirse edilsin, ayakta kalarak direnç göster. Bir anlamda kamptaki müthiş dayanışmayı ve hayatta kalma mücadelesini yansıtıyor besteler. <
Röportaj / Selay Sarı / Milliyet Gezetesi / 10 Nisan 2015 /Kaynak
linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram